
Yıllar önce bir arkadaşım kitap okurken son sayfalara
yaklaştığında, en heyecanlı yerinde, kitaba bir kaç gün ara verdiğini söylemişti.
O zamanlar bu bana çok anlamsız gelmişti. Şimdi arkadaşımın ne yapmak
istediğini anlıyorum. İnsan o güzel anları uzatmak istiyor, o bir kaç günlük
bekleyişteki heyecanın, merağın tadını çıkarmak.. Ben de uzun, çok uzun zaman
erteledim bu kitabı elime almayı. Beklemek merağı arttırdığı gibi beklentiyi de
yükseltiyor. Heyecanla başladığım sayfalar tam da istediğim tadı bırakmıyor
başlarda.. Ama sayfalar ilerledikçe yavaş yavaş ele geçiriyor beni kitap. Yine sevdiğim
tanıdıklık duygusu.. İnsanın hisleri, çelişkileri nasıl bu kadar iyi yansıtılabilir
sayfalara?
Önder, filmin kötü adamı, açıyor kalbinin ve beyninin tüm
kapılarını okuyucuya. Evliliği, kadınlarla ve diğer insanlarla ilişkileri
korkusuzca sıralanmış sayfalarda. Tuhaf bir yakınlık hissediyorum Önder’e.
İçindeki duygular karmaşası, kendini sürekli sorgulayışı, yargılayışı,
pişmanlıkları, bir başkasını gözlermiş gibi yaşadıklarını tahlil edişi.. Galiba
kendi hikayemin kötü adamı da benim...
İlerleyen sayfalarda daha iyi anlıyorum neden Önder’i yakın
hissettiğimi kendime. Ben de bilmem kaç kez kurmuşumdur kendi versiyonumu şu cümlenin: “... kalabalıklarla birlikte
herhangi bir şey için heyecanlanabilseydi, böyle yalnız kalmaz, bir kadınla
evlenir, çoluğa çocuğa karışırdı.” Düşünmeden yaşayabilsek bize dayatılan
hayatı her şey çok daha kolay olmaz mıydı? İyi bir okul bitirir, sağlam bir işe
yerleşir, bir eş edinir, yıllar sonra eşimizden sıkılmayalım, yalnız kalmayalım
diye çocuk yapar, sonra onları da bir güzel okutur, Allah kısmet ederse bir
münasip kısmetle mürüvvetlerini görüp, bir kaç yıl torun sevdikten sonra gözümüz
arkada kalmadan göçüp giderdik bizim için birileri tarafından çoktaaan
yaratılmış öteki diyarlara. Ama işte ah keşke sorgulamadan yaşamayı
başarabilseydik.. Her şey çok daha kolay olurdu kalabalıklarla birlikte
heyecanlanabilsek..
Önder, Murat Gülsoy’un “Baba, Oğul ve Kutsal Roman”
kitabındaki baş karaktere de benziyor. Merak ediyorum; bu roman kahramanları
Murat Gülsoy’dan ne kadar izler taşıyor. Bir yazarın kendinden tamamen farklı
bir karakter yaratması mümkün mü ki?
Yine hikayeler içinde hikayeler yaratıyor Murat Gülsoy. Sonra
bir hikaye diğer hikayeye karışıyor. Birbirine kavuşan iki derenin coşkun bir
nehre dönüşmesi gibi hızla akıyor son sayfalar... Yakalayıp durdurmak istiyorum,
belki biraz düşünmek.. Ama çırpınmak boşuna hızla denize dökülüyoruz. Hüzün kaplıyor içimi, bir Murat Gülsoy kitabı
daha bitiyor, beynimde çınlayan cümleler bırakarak; “Her şey yaşanıp bitmişti.
Geriye sadece hikayeler kalmıştı. Hepsine bir ucundan eklenmeye çalışmış ama
becerememişti. Kendini koyacak yer bulamıyordu.”
04.05.2014