Aslında kitapçıların uçsuz bucaksız raflarında kitap
aramaktan pek hoşlanmam, o yüzden de arkadaşlarımın önerdiği, hakkında bir
şeyler okuduğum veya internetten araştırıp bulduğum kitapları almayı severim.. Kitapçıya
da genellikle aklımdaki bir kitabı sormaya giderim. Tabi insan kapıdan girdiği
anda sağında solunda gördüğü kitaplara şöyle bir göz atmadan edemiyor.
Gözünüzün takıldığı kitabın ismi “Platon Bir Gün Bir Ornitorenkle Bara Girer…”
olunca da hafifçe sırıtarak sayfalarına göz gezdiriveriyorsunuz.
Felsefeyi mizah yoluyla anlamak ilginç bir yöntem.
Zira ben felsefeyle ilgili en son “Sofie’nin Dünyası”nı okuduğumu hatırlıyorum.
O da bir romandan çok ders kitabı üslubunda yazılmış olduğundan pek de bir şey
kalmamış aklımda.. Biraz düşünmek ve gülmek iyi gelir deyip alıvermiştim kitabı.
Aldığım günden beri de mütevazi kitaplığımın bir köşesinde bekliyordu. Neyse ki
geçenlerde yeniden gözüme takılmayı başardı. Daha ilk sayfalardan itibaren art arda
dizdiği fıkralarla da kendini hemen sevdirdi..
Kitapta, her bölüm felsefenin ayrı bir dalına ayrılmış. Her felsefe dalı birkaç sayfada esprili bir dille anlatılmış ve birkaç da fıkrayla
süslenmiş. Tutamayıp salıveriyorum kahkahalarımı pek çoğunda.. Düşünmek güzeldir,
gülmek de öyle..
Kitabın sunuşundan alıntı:
DIMITRI: Dünyayı Atlas taşıyorsa, Atlas’ı ne taşıyor?
TASSO:
Kaplumbağa.
DIMITRI:
İyi de kaplumbağa neyin üstünde duruyor peki?
TASSO:
Bir diğer kaplumbağanın.
DIMITRI:
Peki, o kaplumbağa neyin üstünde duruyor?
TASSO:
Sevgili Dimitri, ondan sonrası ta dibine kadar hep kaplumbağa işte!14 Kasım 2013
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder