Kitap raflarında Ferzan Özpetek’in ismini görünce önce
şaşırdım, sonra kitabı elime alıp sayfaları karıştırdım, kapak içindeki önsözü
okudum ve tabiî ki hemen aldım İstanbul Kırmızısı’nı. Sanırım sadece Ferzan
Özpetek ismi de yeterliydi ama ben o anın tadını çıkarmak istedim. Okumayı
bekleyen onca kitap arasında tabiî ki ilk sırayı da aldı. Sonra… Sonrası
boşluk… Kitabı alıp okumamın üzerinden uzun bir süre geçti ama kapağını
kapadığım andan beri hiç yazmak gelmedi içimden. Taa ki sinemada bir Ferzan
Özpetek filmi izleyene dek… Taa ki film ve kitaptaki hikayelerde, karakterlerde
benzerlikleri keşfedene dek…
Elime alıp yeniden karıştırıyorum kitabı; “... kışı andıran
bir yürektense bir yangın yeğdir.”, “Çünkü aşk gerçekten hayattaki en önemli
şeydir.” Öyle midir? Bu cümleleri kurmak zor ama aşkın hayatımızda büyük bir
önemi var, o kesin.
“Adam” diye başlayan bölümlere göz gezdiriyorum, en
etkileyici bölümler onlar. İstanbul kırmızısı; simitçi arabalarının, tramvayın,
çay tabaklarının kırmızısı… Ve aşk… Ferzan Özpetek’in filmlerinden de eksik
olmayan aşk... Satırlar hızla kayıyor, gözümün önünde canlanan kareler filme
dönüşüyor. “Adam”ın öyküsünün anlatıldığı bölümler hiç bitmesin istiyorum,
hatta tüm kitap “Adam”dan oluşsun. Sanırım “Kadın”ı kendime yakın
bulamadığımdan.
Tatlı bir tebessümle kapatıyorum kitabı. Hayat güzel, acısıyla, tatlısıyla, beklenmedik sürprizleri, tesadüfleri ile yaşamaya değer…
Tatlı bir tebessümle kapatıyorum kitabı. Hayat güzel, acısıyla, tatlısıyla, beklenmedik sürprizleri, tesadüfleri ile yaşamaya değer…
01.04.2014
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder